Haikular, Akatalpa 2011 Nisan sayısında…

Akatalpa’nın Nisan 2011 tarihli 136. sayı  şair ve yazarları:

Necati Albayrak, Gökhan Arslan, Sevil Avşar, Kadir Aydemir, Naci Bahtiyar, Perihan Baykal, Onur Bayrakçeken, Alper Beşe, Ahmet Cemil, Tahir Musa Ceylan, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Hasan Hüseyin Çağıran, Ersun Çıplak, Ramis Dara, M. Güner Demiray,  Erdinç Dinçer, Oresay Özgür Doğan, Pınar Doğu, Hasan Efe, Gültekin Emre, Ersan Erçelik, Özgün Ergen, Saliha Zeynep Ergün, Mehmet Erikli, Gökhan Ertekin, Tayfun Gerz, Serkan Gezmen, Mehmet Gökyayla, Kemal Gündüzalp, Tevfik Hatıpoğlu, Adil İzci, Arife Kalender, Duygu  Kankaytsın, M. Sinan Karadeniz, Emin Kaya, Nevzat Konşer, Hüseyin Köse, Salih Mercanoğlu, Volkan Odabaş, Seçil Özcan, Seyhan Özdamar, Mert Özel, Pelin Özer, Sidar Sinan Özmen, Ozan Öztepe, Ertuğrul Özüaydın, Bülent Parlak, Hüseyin Peker, Mehmet Rayman, Onur Sakarya, Ebuzer Saray, Hakan İsmail Ş., Kâzım Şahin, Melike Şenyüksel, Uluer Oksal Tiryaki, Can H. Türker, Ece Ürkmez, Halim Yazıcı, Betül Yegül, İsmail Sertaç Yılmaz, Ayhan Emir Yolcu, Reha Yünlüel

Bir terkediş tümcesini kurmaya yetecek her şeye sahiptim oysa ben. Sen terkedişinle beni tümcesiz bırakmadan önce. Bu; daralan boşluğu yarmak için günler boyu, geceler boyu yazmak. Dere tepe düz gitmek belki de. Evet, belki de bir tek bu geri getirecek bana kavgada dökülen incilerimi. Hayatı anlar olmak beraberinde, hayatı yaşar olmayı neden getirmiyor? Yoksa anladıkça terk mi ediyoruz anladığımız şeyi. Bulduğunda terk etmek…”  (Kuytudaki Kelimeler’ den)

Yazgı’ dan bir bölüm…

 

Yazgı                                                                                                                                                                

Yeryüzünün sökülen yerlerine tutturulmuş bir dikişti sanki demiryolu. Hem de kilometreler boyu uzanan, terzi teri renginde bir dikiş; gümüşi. Tam geçtiği yer; yeryüzünün iki yakasının bir araya geldiği nokta. Yer ile yüzünün…

Sanki o olmasa, sökülüp gidiverecekti her şey. O olmasa katı atacaktı yeryüzü denilen alacalı kumaşın. Katı attıkça ince ince dokunmuş ilmekleri tükeniverecek, tükendikçe de yok olacaktı allı yeşilli atlas. Sık dokunmuş, saten ruhlu, göl desenli yeryüzü.

Her şeyi ortadan ikiye ayırır gibi görünse de aslında sadece bir araya getirmek için vardı o. Tuhaftı. Kilometrelerce uzanan, herkesi sadece kendi düşlediği bir gökyüzüne ulaştırmak için yapılmış bir merdivendi sanki. Ancak göğe uzanmayan, yere paralel bir merdiven. Göğe uzanamadıkça hırsından tırnaklarını toprağa geçirmiş, göğe diş bileyen bir merdiven…

Ve gecenin uzunluğuyla yarışırcasına uzanan raylar boyunca akan kara tren. Geceyi bitirmeye çalışır gibi telaşla karanlığı yarıp geçen kara bir tren. Koynunda uyuttuklarına ninni söyler gibi usulca sallanan, herkesin yoruluşuna ev sahibi, uykusuna şahit. Sözünü tutmanın telaşında bir kara tren.

 Ve bir gece;  kara trenle karalıkta yarışan, kara trenin ufacık pencerelerinden içeriye doğru akın eden.  Yıldızlar da olmasa “gece” oluşundan şüpheye düşülecek, dikiş yerleri belli olmayan koyu bir karanlık: gece.

Kara tren dağların eteklerine paralel, uzun bir yola niyetlenmişti. Vagonlar dolusu insanı da eklemişti gövdesine. Vagonlar; sefer odaları, seferin seyirlikleri. Vagonlar; hüzünlü ağır bir gecenin esmer işçileri.

 Son vagonun yolcusuydu. Yolculuk boyunca diğer yolculardan arta kalan sıkıntılar, es geçilen buhranlar, savsaklanan yığınla düşünce,  her ne varsa üşüşürdü sanki son vagonun böğrüne. Ağırlaştıkça da ağırlaşırdı sonra kara trenin arkası… Kara tren gittikçe kararır, geceyle bir olurdu sonra. İçinden geçenleri karartan, geceye açılan bir koridor olurdu kara tren. Sinerdi karası yüreklere.

Yolculuk boyunca o yorgun insancıkların geçmişlerine dair yaptıkları muhasebelerin ağırlığı son vagonda birikirdi. Orada oturan talihsiz yolculardan da tüm bu düşünce karışıklığını düzenleyip, ruhlarındaki ahşap çekmecelere yerleştirmeleri beklenirdi sanki. Tüm bu karışıklıkla baş etmeleri beklenirdi ve belki de bu yüzden hep daha az yolcu vardı orada. Sona kalmanın yazgısını bilir gibiydi herkes gizliden.  İnceden sızlayan bir kemik ağrısı gibiydi hissettiği. Eliyle tam yerini bulamasa da civarında dolaştığı gizli bir ağrı.

Son vagonun yolcusuydu. Herkes uykulu gözlerle, hafif mırıldanışlarla seyr-ü seferdeyken o,  kısa çöpü çekmiş gibiydi. Gözlerini kapatıp uyumaya niyetlendi. Uykunun koruyuculuğuna sığınıp kaçabilmeyi umdu düşüncelerden. Çok yorgun olmasına rağmen uyuyamıyordu, olmuyordu bir türlü. Uyuyabilmenin gerektirdiği büyüyü yitirmişti o an. Üzerine üşüşen düşünce artıkları izin vermiyordu buna. Hissediyordu.

Tonlarca düşünce kırıntısı geçiyordu aklından tuhaf bir hızla. Sanki gecenin karanlığında gördükleri tek ışık kaynağına, tek çıplak ampule üşüşen pervane böcekleri gibiydi düşünceler. Yer kapma telaşıyla körlemesine uçuşan, birbiriyle çarpışıp yönlerini bulmaya çalışan pervane böcekleri gibi.  Onlar yok olmaya adanmışlardı. Yanmaya dönüyorlardı hep birlikte, o yüzden ateşin yanı başındaydılar. Etrafını saran düşüncelerse onu yok etmenin derdindeydi sanki. Kocaman bir girdaba benziyordu şimdi. Orada, onların tam ortasında kımıldanmadan duruyordu işte. Dinmesini bekliyordu sağanağın. Oysaki sağanak pek dineceğe benzemiyordu.    

  Öykü Teknesi  Ekim-Kasım 2010/sayı:18

güz, Akatalpa’nın 134. sayısında…

Akatalpa günümüz Türkçe şiirinin kalbine uzanan patikalarda bitimsiz yolculuğuna devam ediyor. Şaşı ve sası bakışlıların tarassut ve tavassutundan uzak…

Şubat sayısını oluşturan şair ve yazarlar:

Tahir Abacı, Ali Akan, Necati Albayrak, Adnan Algın, İshak Altundağ, Suat Kemal Angı, Serap Aslı Araklı, Gökhan Arslan, İsmail Aslan, Sevil Avşar, Özer Aykut, Onur Bayrakçeken, Özkan Ali Bozdemir, Fırat Caner, Ahmet Cemil, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Murat Çakır, Ersun Çıplak, Ramis Dara,  Deniz Dengiz, Oresay Özgür Doğan, Pınar Doğu, Ersin Dursun, Gültekin Emre, Özgün Ergen, Seda Eriş, Ümran Ersin, Mehmet Gökyayla, Ecvet Emrah Göktaş, Sevâl Günbal, Yağmur Gürsoy, Adil İzci, Korkut Kabapalamut, M. Sinan Karadeniz, Emin Kaya, Büşra Kurtar, Volkan Odabaş, Güray Onok, Halil İbrahim Özbay, Seyhan Özdamar, Seçil Özcan, Pelin Özer, Acem Özler, Sidar Sinan Özmen, Didem Peker, Hüseyin Peker, Mehmet Rayman, Tamer Sağır, Onur Sakarya, İpek Seyalıoğlu, Kâzım Şahin, Melike Şenyüksel, İlyas Tunç, Serdar Ünver, Ece Ürkmez, Mazlum Vesek, Yıldırım Vural, Halim Yazıcı, Betül Yegül, Muhammed Mücahit Yılmaz, Osman Yoluç, Reha Yünlüel.

Akatalpa’nın satışta bulunduğu iller ve kitabevleri:

İstanbul: Mephisto (Beyoğlu), Simurg, Mephisto (Kadıköy), Seyhan Müzik Market.İzmir: Yakın Kitabevi (Alsancak), Pan (Karşıyaka).Ankara: Turhan Kitabevi.Bursa: Asa Kitabevi.

Çocuk Edebiyatı üzerine…

 

http://www.kitapteknesi.com/

“Kitap Teknesi”, dünyanın hâlleri üzerine “çocukça” düşünmek, bu düşünülenleri çocuklarla ve çocuk bilgeliğine erişmek isteyen yetişkinlerle paylaşmak için kuruldu. “

Evet amaçlarını böyle açıklıyor Öykü Teknesinin tayfaları. Uğrayacakları  her limanda, zengin ve serüven dolu bir okuma yolculuğuna davet edecekler bizi.  Kitap Teknesi’ ne keyifli, okyanus lezzetinde bir seyir diliyorum.