Kovalanmadan yakalandığın tek anlam olacak buluşma.
Hali hazırda olan, el yordamıyla bulunuveren cebinde…
І
“Her şey devrilecek, çatlayacak!” diye bağıran bir ses inletecek ortalığı şehir hoparlöründen. Çığlığın biri bin gidecek ve geri gelmeyecek. Niye, diye sormayacaksın bile. Bu hazırlanmış senaryoyu tartışmak için harcayacak bir saniyen bile yok. Tüm zamanların kaçışın için kullanılacak şimdi.
Nasıl, diyeceksin, niye’ lerin bir üst basamağına çıkıp. Ve orada başı ağrıyan bir gökyüzü çıkacak karşına. Ona sor! Belki bir kaç şey mırıldanacak sana. Yakalayabildiğin oranda uçuşan sözcüklerden, bir cümle yapacaksın. Noktası da olacak. Sonra…
Ayaklarını üzerine yapıştıracak bir yol arayacaksın. Yollar bir bir dökülecekler dallarından. Güz diyeceksin ya da göz. Yolsuz kalacaksın. Yollar seni bırakacak, sen onları bırakamadığın için.
Bir parazit denli uyuşmacı; – asgari müştereklerde anlaşmak -türünden sana hiç mi hiç uymayan cümlelerle yapışacak küçük bir yol, hiç değilse bir patika arayacaksın. Yana yakıla; dağlarda, tepelerde, ötelerde…
Sıkılacaksın kendinden. Gözlerin sıkıcı gelecek sana. Burnun yorgun, alnın eskice. Sıkılacaksın kendine seçtiklerinden, kendine diye gittiklerinden. Kaleminden, sigarandan, yorganından, varsa bir de kedinden. Ürkekçe açılmış, patlamaya yüz tutmuş gözlerinden korkunç bir sıkıntı akacak boynuna doğru. Sızacak yanaklarından ve yavaşça her yerine bulaşacak bedeninin de, sen farkına varmayacaksın.
Katil, diyecek sana biri, duvardaki kan lekelerinden yüz bulup. Evet, diyeceksin belki sen de. Öldürme eylemini mutlaka bir gün, bir yerlerde, bir şekilde işlemiş olduğunu varsayarak. Ama neyi öldürmüş olabildiğini yine de bilemeden.
Ne hale geleceksin daha.
Buluşmadan bağımsız yaşamaya, uyumaya, yazmaya kalkışacaksın sonra. Özerk diyeceksin kendine ama olacak mısın bilinmez. Kavimler göçünün neden olduğu da. Hep bir suret olacaksın. Yorulacaksın. Çok.
Solucanların olacak sonra; bedeninden beslenen, gizlenmeyen, dışarıdan görünen. Onlar yiyecekler seni. Doyup şişecekler, düşecekler yerlere. Şiştikçe düşecekler. Düştükçe, sen kaldırıp, bedeninin hasar gören yerlerine yerleştireceksin onları. Devlet parasız, yatılı yatısız…
Uzun kara trenlerin olacak bir de. Hep aynı yere gideceğini bilerek bindiğin. Sadece yolların hatırına. Biraz da bu yollar değil miydi başına başıboşlukları öğreten.
Ve sıyrılışlar… Hiçbir zaman çıplak bırakmayacaklar seni. Zaten bu yüzden sıyrılacaksın onlardan. Aksini düşünebilseydin, hiç buna kalkışır mıydın?
П
Bütün sınırların, kaygıların, mekanizmaların ömrünün kısa süren muhasebesi sonrasında terk ediliverişlerini yaşayacaksın sonra.
Aldırmayacaksın. Alınmayacaksın. Yalnızlığını ayıpsızca ilan etmek için koltuk altlarına jilet vurmayacaksın o vakit!
Çokça çenen açılacak, dahası kendine yeni dinleyenler kiralayacaksın.
Yalnızca sokaklarda susacaksın. Sokaklar suskunluğunun tek tanığı olacak bu kentte. Başka her yerde bağırış çağırış bir yaşama, una batırılıp kızartılacak bir balık edasıyla bulanacaksın. Kızaracaksın.
Var olanın yavanlığına takılacak dudakların. Yok diyeceksin, öyle değil diyeceksin. Hatta yüksek sesle bağıracaksın da. Lokmaların, sen onları çiğnedikçe büyüyecek. Onlardan arınıp, geviş getirebilme gibi bir lüksün asla olmayacak.
Uzaklı şiirler seçeceksin sonra, ağzındaki leş tadını gidermek adına. Dil üstünde eriyen, yenilen şiirler Ama O gitmeyecek!
Usanacaksın. Usanmalarını halen yaşıyor olan tek yanın ilan edeceksin. Onlara tutunacaksın bu kez ve hep onlara uzanır olacaksın. Ancak usanarak yaşayabilir olduğuna varacak beynin.
USANMAK; US’ unun bir kez daha ANması olacak YAŞAMI.
Yaşamak USANMAK olacak. Usanmak da YAŞAMAK…
(Akköy Kültür Sanat, Ocak- Şubat 2011)